Akdeniz ve Avrupa güç dengeleri bağlamında Osmanlı hükümeti ile Cezayir eyaleti arasındaki diplomatik ilişkiler (1798-1830)
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Bursa Uludağ Üniversitesi, SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, TARİH ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MOUNDIR BOUMEKAH
Danışman: Zeynep Dörtok Abacı
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma, 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında Akdeniz ve Avrupa'daki siyasi ve askeri dönüşümlerin, Osmanlı Hükümeti ile Cezayir Eyaleti arasındaki diplomatik ilişkilere yansımalarını incelemektedir. 1798 yılında Fransızların Mısır Seferi ile başlayan süreçte, Avrupa'daki güç dengelerinde yaşanan değişim, Osmanlı-Cezayir ilişkilerini derinden etkilemiştir. Bu bağlamda tez, 1830 yılında Fransa'nın Cezayir'i işgaliyle sona eren dönemde, Osmanlı hükumeti ile Cezayir arasında kurulan diplomatik bağların yapısını, işleyişini ve dönüşümünü çok yönlü olarak analiz etmektedir. Araştırmada, Cezayir Eyaleti'nin Osmanlı Devleti'ne bağlı özerk bir yapıya sahip olduğu; dayılar tarafından yönetilen bu yapının, merkeze sembolik sadakat göstermekle birlikte, büyük ölçüde yerel dinamiklere dayandığı ortaya konmuştur. Özellikle diplomatik temsil, yazışmalar, hediyeleşme geleneği ve sadakat ritüelleri, Osmanlı-Cezayir ilişkilerinin temel taşıyıcı unsurları olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri (BOA) başta olmak üzere, İngiltere, Amerika ve Fransa ulusal arşivlerinden elde edilen diplomatik belgeler ile konsolos raporlarına dayanmaktadır. Yöntem olarak belge tarama ve içerik analizi tercih edilmiş; bu çerçevede, Osmanlı merkezî otoritesi ile Cezayir Eyaleti arasındaki diplomatik temasların mahiyeti tarihsel bağlamda ele alınmıştır. Osmanlı hükumeti ile Cezayir Eyaleti arasındaki ilişkiler, yalnızca hiyerarşik bir merkez-taşra modeliyle açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok katmanlıdır. Diplomatik ilişkiler, Osmanlı Devleti'nin hem Akdeniz'deki çıkarlarını koruma hem de Avrupa'daki güç dengeleri karşısında siyasal varlığını sürdürme stratejisinin önemli bir parçası olarak ortaya çıkmıştır.