21. YÜZYIL BATI SİYASETİNDE FAŞİZMİN TEZAHÜRLERİ
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Bursa Uludağ Üniversitesi, SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KAAN KARADUMAN
Danışman: Derda Küçükalp
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma 21. Yüzyılda faşizmin tarihsel ilkelerinin çağdaş siyasal bağlamda nasıl tezahür ettiğini araştırmaktadır. Çalışmanın temel sorunsalı, günümüzde tarihsel faşizme benzerlikler taşıyan unsurların var olup olmadığı ve faşizmin ideolojik izlerinin çağdaş siyasal aktörlerin söylemlerinde sürülüp sürülemeyeceğidir. Bu kapsamda Donald Trump, Viktor Orban, Giorgia Meloni, Marine Le Pen ve Alice Weidel'in söylemleri, faşizmin kurucu ilkeleri olarak kabul edilen aşırı milliyetçilik, palingenetik söylem, ırkçılık, yabancı ve öteki düşmanlığı, lider kültü, eşcinsel karşıtlığı, ataerkil yapı ve anti-entelektüellik gibi unsurlar üzerinden incelenmiştir. Çalışmada, söz konusu liderlerin konuşmaları, röportajları ve sosyal medya paylaşımları doküman analizi yöntemiyle değerlendirilmiş, veriler faşizmin kurucu ilkeleri -aşırı milliyetçilik, palingenetik söylem, ırkçılık, yabancı ve öteki düşmanlığı, lider kültü, eşcinsel karşıtlığı, ataerkil yapı ve anti entelektüellik- ekseninde kategorize edilerek tematik analize tabi tutulmuş ve ilgili literatürden elde edilen kuramsal çerçeveyle karşılaştırmalı bir okuma yapılmıştır. Bulgular, tarihsel faşizmin bütünsel bir biçimde yeniden üretildiğini göstermese de faşizmin ideolojik dil ailesine ait unsurların çağdaş sağ popülist söylemlerde ve politikalarda belirgin şekilde işlediğini ortaya koymaktadır. Özellikle ulusal kimlik vurgusu, göçmen karşıtlığı, geleneksel aile yapısının korunması ve liberal demokratik değerlerin sorgulanması, tarihsel faşizmin çağdaş uyarlamaları olarak değerlendirilebilecek niteliktedir. Sonuç olarak çalışma, faşizmin yalnızca geçmişe ait bir olgu olmadığını, aksine günümüz sağ popülizmi içinde ideolojik izlerini sürdürdüğünü ileri sürmektedir. Böylece çağdaş siyaset, faşizmin tarihsel mirasının yeniden üretildiği bir zemin olarak değerlendirilmektedir.