Felsefe-Sanat İlişkisi Bağlamında Erken Alman Romantizminin Hakikat Anlayışı
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Bursa Uludağ Üniversitesi, İLAHİYAT FAKÜLTESİ, FELSEFE VE DİN BİLİMLERİ BÖL., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BAKİ KURTİ
Danışman: Kasim Küçükalp
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Erken Alman romantizmi Aydınlanma aklının 18. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı krize karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Aydınlanma aklı ahlak, din, devlet gibi insan hayatının dayandığı unsurları kritisizmine tabi tuttu ve felsefi gerekçelendirmelere dayanmayan her bir unsuru yıkma özelliğine sahipti. Bu şekilde dünyanın büyüsünün bozulmasına yol açtı, zira yıkılan unsurların yerine insan hayatını anlamlı kılacak herhangi bir şeyi koyma gücünden de yoksundu. Böylece ardında köksüz, inançsız, hiçbir şeye ve hiçbir yere bağlı olmayan, parçalanmışlığın ve bölünmüşlüğün ortasında bir birey bıraktı. Böyle bir rasyonel akla karşı bir tepki olarak yeşeren erken Alman romantizmi, felsefenin köklerinde yatan hakikat arayışında hem objektif doğayı hem de insan muhatabını konuşturarak bir denge kurmaya çalışır. Dolayısıyla sübjektif akılla objektif akıl arasında bir denge kuran Alman romantizmi, hakikati özne-nesne arasında estetikle arar. Ancak Mutlak olarak ifade edilen hakikat, özne-nesne düalizmine hem içkin hem de aşkın ve bağımsızdır. Felsefi kavrayış Mutlak'ı bilme ve sergileme ihtiyacı karşısında güçsüz olup, Mutlak hakkında ortaya koyacağı her önerme bir karşı önermeyle sürekli yıkılacaktır. Fakat felsefenin sorunlarından biri olmaya devam eden Mutlak'ı sergileme sorununu romantik felsefe, felsefe-sanat ilişkisinde çözmeye çalışır. Romantiklere göre sanat eserleri muğlak bir şekilde de olsa Mutlak'ı sergileme gücüne sahiptir.