Kronik viral hepatitli hastalarda mannoz bağlayan lektin gen polimorfizmi ile karaciğer histopatolojisi arasındaki ilişki
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Bursa Uludağ Üniversitesi, TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2011
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AHMET TARIK EMİNLER
Danışman: Selim Gürel
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Viral hepatitlerde karaciğer hasarı gelişmesini etkileyen faktörler içerisinde kişinin immün durumunun da önemli olduğu son dönemde üzerinde durulan konulardan biridir. Yapılan çalışmalarda diğer tüm infeksiyöz durumlarda olduğu gibi viral infeksiyonlarda da doğal immün yanıtın önemi vurgulanmıştır.Mannoz bağlayan lektin kalsiyum bağımlı C tipi bir serum lektinidir ve kompleman sistemi aktive ederek doğal immün yanıtta rol alır. MBL ile hepatit B infeksiyonu ilişkisinde, Mbl2 genindeki mutasyonlar ve buna bağlı düşük MBL düzeyleri ile HBV'nin yaptığı hastalık derecesi arasında ilişkiler bulunmuştur. Kronik Hepatit C'de ise yüksek MBL düzeylerinin patoloji ve tedaviye cevap ile pozitif ilişkili olduğu düşünülmüştür.Biz bu çalışmada MBL'yi kodlayan Mbl2 geninde kodon 54 polimorfizmleri ile kronik viral hepatit B ve C'li hastaların histopatolojik bulguları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalıştık.Çalışmada 70 Kronik hepatit B ile 30 Kronik hepatit C hastası incelendi. Her iki viral hepatit grubunda hastalar Ishak skorlamasındaki Modifiye Histolojik Aktivite indeksi (HAİ) ve fibrozis skorlarına göre Mbl2 gen kodon 54 polimorfizmleri açısından karşılaştırıldı. Kronik hepatit B'de ilerlemiş fibrozis grubunda istatistiksel olarak anlamlılığa yakın derecede kodon 54 mutasyonu varlığı mevcuttu.(p=0,052). Kronik hepatit C grubunda ise aktivite ve fibrozis skorlarına göre ayrılan gruplar arasında ise mutasyon varlığı ile herhangi bir istatistiksel anlamlılık tespit edilmedi.Sonuç olarak; HBV ve HCV infeksiyonlarının seyrinde MBL'nin rol oynadığı kabul edilmekle beraber, MBL gen polimorfizmi ve MBL düzeyi ile hastalık progresyonu ve tedavisi arasındaki ilişkiyi inceleyen daha geniş çapta çalışmalara ihtiyaç vardır.