Tahkim İlk İtirazı Halinde Mahkemenin İnceleme Yetkisinin Sınırları


Düven F. S.

VI. International Necmettin Erbakan Law Congress, Konya, Türkiye, 20 - 22 Mayıs 2026, (Yayınlanmadı)

  • Yayın Türü: Bildiri / Yayınlanmadı
  • Basıldığı Şehir: Konya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Bursa Uludağ Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Tahkim ilk itirazı halinde mahkeme tarafından yapılacak incelemenin şekli ve kapsamı tartışmalı bir meseledir. HMK m.413’te düzenlenen tahkim ilk itirazına ilişkin hükümde “(1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder. (2) Tahkim itirazının ileri sürülmesi, tahkim yargılamasına engel değildir.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddeye göre taraflardan biri, aralarında tahkim sözleşmesi olmasına rağmen, tahkim sözleşmesinin kapsamına giren bir uyuşmazlığın çözümü için devlet mahkemesinde dava açar ise, tahkim sözleşmesinin karşı tarafı olan davalı tahkim ilk itirazında bulunabilir. Tahkim ilk itirazı ön sorunlar gibi incelenerek karara bağlanır ve hâkim, tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise tahkim ilk itirazını kabul eder. Öğretide tartışmalara yol açan mesele ise bu incelemenin bütün deliller toplanarak ve kesin bir şekilde mi çözüme kavuşturulacağı, yoksa hâkimin hükümsüzlük, tesirsizlik veya uygulanması imkânsızlık durumlarını yalnızca prima facie (ilk bakışta) düzeyde tespit ederek davayı tahkimde görülmek üzere usulden mi reddedeceğidir. HMK m.413’ten bu konu hakkında sonuca varmak mümkün değildir. Öğretideki tartışmalar HMK m.413’ün kompetenz-kompetenz ilkesini düzenleyen HMK m.422/1 ile birlikte ele alınması ile ortaya çıkmaktadır. Hakemin kendi yetkisi hakkında karar vermesi başlıklı   HMK m.422/1’e göre “(1) Hakem veya hakem kurulu, tahkim sözleşmesinin mevcut veya geçerli olup olmadığına ilişkin itirazlar da dâhil olmak üzere, kendi yetkisi hakkında karar verebilir. Bu karar verilirken, bir sözleşmede yer alan tahkim şartı, sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak değerlendirilir. Hakem veya hakem kurulunun asıl sözleşmenin hükümsüzlüğüne karar vermesi, tahkim sözleşmesinin kendiliğinden hükümsüzlüğü sonucunu doğurmaz” Hakemlerin kendi yetkileri hakkında karar verme yetkisinden yola çıkarak öğretide prima facie inceleme görüşünü savunan yazarlar, tahkim yargılamasının sürüncemede kalmasının önüne geçmek amacıyla, tahkim ilk itirazı incelemesinde mahkemelerin inceleme yetkisinin sınırlı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aksi görüşteki yazarlar ise tabii hâkim ilkesinden yola çıkarak tüm delillerin ele alındığı tam bir inceleme yapılması gerektiğini savunmuştur.

HMK m. 413 ve 422 birlikte değerlendirildiğinde, tahkim ilk itirazı neticesinde yapılacak incelemenin konu bakımından kapsamının tahdidi bir sayım ile belirlenmiştir. Bu durumda hukuk politikası açısından incelemenin belirli bir sınırı olması gerektiği anlayışını yansıtmaktadır. Bir bakımdan da konu bakımından yapılan sınırlama oldukça geniş bir alanı içerisine almakta ve dışarı da az bir kısmı bıraktığı için sınırlama bakımından yeterli olamamaktadır. Kanundaki konu bakımından sınırlamanın yetersizliği ve aslında oldukça geniş bir inceleme alanını kapsaması göz önüne alındığında; incelemenin hükümsüzlük, etkisizlik ve uygulanamazlık durumları bakımından prima facie düzeyle sınırlandırılması gerekir. Tam inceleme görüşünün kabul edilmesi halinde dahi, mahkemenin verdiği karar ile hakemlerin yetkisinin tam anlamıyla karara bağlandığı ve yetki uyuşmazlığının sona erdiği tereddütsüz bir biçimde savunulamaz. Eğer hakemlerin yetkisine ilişkin itirazın kesin olarak karara bağlanması isteniyorsa, mahkemelerin bu konudaki inceleme yetkisi konu bakımından da sınırsız olmalıdır. Mevcut haliyle konu bakımından getirilen sınır, tam inceleme görüşü kabul edilse dahi uyuşmazlığın en başından kesin olarak çözülmesine hizmet etmemektedir. Netice itibarıyla, söz konusu hususların prima facie incelemeyle karara bağlanması gerektiği kanaatindeyiz.

The scope and form of the judicial review regarding the preliminary objection of arbitration are controversial. The provision regarding the preliminary objection of arbitration regulated in Article 413 of the Code of Civil Procedure (CCP). Pursuant to the article, although there exists an arbitration agreement, if one of the parties commences a lawsuit before a state court regarding a dispute falling within the scope of said agreement, the defendant, may raise a preliminary objection of arbitration. The preliminary objection of arbitration is examined and resolved as a preliminary issue; and the judge sustains the objection provided that the arbitration agreement is not null and void, inoperative, or incapable of being performed. A matter of debate in the doctrine is whether this examination should be concluded through a full review to resolve the issue definitively, or whether the judge should dismiss the case on procedural grounds by merely determining the 'null and void, inoperative, or incapable of being performed' status on a prima facie basis. It is not possible to reach a clear conclusion on this matter solely from Art. 413 of the CCP. The debates in the doctrine arise from the consideration of Art. 413 in conjunction with Art. 422/1, which regulates the competence-competence principle. Authors who advocate for the prima facie review, based on the competence-competence principle, contend that the court’s power of review should be limited to avoid any undue delay in the arbitral proceedings. Conversely, authors holding the opposite view argue that a full examination of all evidence is required, based on the principle of the natural judge.

When Art. 413 and 422 of the CCP are considered together, the scope of the examination following a preliminary objection of arbitration is determined by an exhaustive list. In terms of legal policy, this reflects the understanding that such an examination must have a certain limit. In one respect, the limitation regarding the subject matter covers a very comprehensive area and leaves very little outside its scope; therefore, it remains insufficient as a limitation. Considering that the limitation regarding the subject matter is insufficient and actually encompasses a very broad area of examination; the review should be limited to a prima facie level in terms of whether the agreement is null and void, inoperative, or incapable of being performed. Even if the full examination view is adopted, it cannot be unequivocally argued that the jurisdiction of the arbitrators is completely resolved, and the jurisdictional dispute comes to an end by the court's decision. If the aim is to resolve the objection regarding the arbitrators' jurisdiction conclusively, the court's power of review in this matter should be unrestricted in terms of subject matter. In its current form, the limitation regarding the subject matter does not serve the conclusive resolution of the dispute. Consequently, we are of the opinion that these issues should be decided through a prima facie examination.