NON-RECOGNITION IN INTERNATIONAL LAW AND CONTEMPORARY ISSUES


Creative Commons License

Kaya G.

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, vol.12, no.2, pp.499-525, 2022 (Peer-Reviewed Journal) identifier

Abstract

Non-recognition, as an obligation or duty in international law, derives from the legal maxim of ex injuria jus non oritur and assures the non-acceptance of the consequences of illegal acts in the legal realm. Obligation of non-recognition had gone through phases parallel to the development of international law. With the establishment of UN and the prohibition of the use of force, obligation of non-recognition has acquired a solid basis however the nature of the obligation can be problematic in terms of practice and theory. In this paper, obligation of non-recognition was discussed under three sections. First of them was the emergence and the customary status of the obligation and its context. Several international law instruments, after 1945, had embodied the obligation and especially disclaimed the territorial acquisition which is a result of use or threat of force or act of aggression. In 2001 non-recognition has been comprised as an obligation in ILC’s Articles on Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts, but its application had not been restricted to the use of force or aggression. In the main section of this paper two criteria employed diagnosing the applicability of the obligation of non-recognition was taken as the starting point: existence of a breach, its connection with a peremptory norm and the seriousness of it. Afterwards the contents of the consequences breaching an obligation arising under a peremptory norm included in article 41 which are “not to recognize” and “not to render aid or assistance to maintain the situation” created with the breach was examined. As a finale for this section, the normative aspects of the obligation and its practice in post 1945 period was endeavored to mutually display. In the final section of this paper, application of the obligation of non-recognition in the Russian invasion of Ukraine was discussed. As known a great variety of reactions to ongoing breach(es) of Russian Federation which diversify by the subject matter and also by the method were given. Within this wide range, reactions constituting non-recognition was distinguished according to the comtemporary concept of non-recognition and its legal character.
Uluslararası hukukta bir yükümlülük veya görev olarak tanımamanın, ex injuria jus non oritur (haksızlık, bundan yararlanmaya imkân veren hak doğurmaz) düsturundan doğduğu ve hukuk alanında hukuka aykırı davranışların sonuçlarının kabul edilmezliğini güvence altına aldığı kabul edilir. Tanımama yükümlülüğü uluslararası hukukun ge lişimine paralel olarak çeşitli aşamalardan geçmiştir. 1945 öncesi dönemde yükümlülüğün uygulanması genellikle Mançukuo’nun kurulması ve buna cevaben Stimson Doktriniyle örneklenir. Birleşmiş Milletler’in kurulması ve kuvvet kullanmanın yasaklanmasıyla tanımama yükümlülüğü sağlam bir zemin kazanmışsa da doğası gereği uygulama ve teori bakımından bazı sorunları barındırmaktadır. Eldeki çalışmada tanımama yükümlülüğü üç kısımda tartışılacaktır. Bunların ilki yükümlülüğün doğuşu ve bağla mıdır. 1945 sonrasında birtakım uluslararası hukuk belgeleri söz konusu yükümlülüğü içermiş ve özellikle kuvvet kullanma veya tehdidi yahut da saldırı fiili sonucunda gerçekleşen ülke kazanımlarını reddetmiştir. 2001’de tanıma ma Uluslararası Hukuk Komisyonu tarafından Uluslararası Haksız Fiilden Ötürü Devletin Uluslararası Sorumluluğu Maddelerinde yükümlülük olarak düzenlenmiş ancak bunun uygulanması kuvvet kullanma veya saldırı ile sınırlandı rılmamıştır. Gelişim süreci boyunca devletlerin oldukça eleştirdiği tanımama kavramının hukukî karakteri yönünden incelenmesi gerekmektedir. Sorumluluk Maddelerinin 40. maddesine göre tanımama yükümlülüğü “bir devlet tarafından genel uluslararası hu kukun emredici bir normundan doğan bir yükümlülüğün ağır ihlali” halinde geçerlidir. Çalışmada tanımama yükümlü lüğünün işletilebilmesi için tespit edilmesi gereken iki ölçüt gövdeyi oluşturacaktır: İhlalin varlığı, bunun bir emredici norm ile bağlantısı ve ihlalin ağırlığı. Ardından 41. maddede yer alan yükümlülüğün içeriği, “ihlalle yaratılan durumu hukuka uygun olarak tanımama” ve “bunun sürdürülmesine yardım veya destek sağlamama” değerlendirilecektir. Bu kısmın bitişi babında yükümlülüğün normatif özellikleri ve 1945 sonrası dönemde uygulanışı birlikte ele alınacak, yükümlülüğün içeriği ve nasıl uygulanacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunulacaktır. Çalışmanın son kısmında tanımama yükümlülüğü Ukrayna’daki Rus işgali çerçevesinde uygulanması yönünden tartışılacaktır. Bilindiği üzere Rusya Federasyonu’nun devam eden ihlal(ler)ine konusu ve metodu itibarıyla değişen çok çeşitli tepkiler verilmiştir. Bu geniş yelpazede tanımamaya yönelik güncel anlayış ve kavramın hukukî karakteri ayırt edilmeye çalışılacaktır.