Perfect Human Being in the Qur’an


Kaya R.

Kocatepe İslami İlimler Dergisi, vol.4, no.2, pp.410-434, 2021 (Peer-Reviewed Journal)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 4 Issue: 2
  • Publication Date: 2021
  • Doi Number: 10.52637/kiid.1002319
  • Journal Name: Kocatepe İslami İlimler Dergisi
  • Journal Indexes: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Page Numbers: pp.410-434

Abstract

The Qur'an is a book that introduces Almighty Allah and the Prophet by making people perfect. Almighty Allah created man perfect in spirit and body and appointed him as His representative in the world. Man is in charge of reconstructing the world and helping the creatures based on his belief in nature. Man reaches the pinnacle of happiness by knowing Allah and following the Prophet. The final divine revelation aims the believers to be perfect with its necessary rules and expressions. Achieving perfection is possible by believing properly, reinforcing it with good deeds and performing the duty of representation. As a result of knowing himself, man knows his Creator. Such a servant confesses his weakness in the presence of the power of Almighty Allah. He always sees his own shortcomings and faults. It is the sign of his perfection that he embraces the purity, he has by nature and his belief in nature. Even the term of “al-Insan al-Kamil” which has an important place in Sufism is not mentioned in the Qur'an, its main source is the Qur'an. In this context, expressions such as pure heart, fazilah, ihsan, taqwa, ihlas, fear of Allah, trembling of the heart in the Qur'an refer to the “al-Insan al-Kamil ”. On the other hand, the concepts of “fanâfillah”, “zuhd” and “faqr” in the Sufi literature are used in a similar sense. The fact that Almighty Allah sent the Prophet and supported him with revelation is to preserve the perfect position that humanity has acquired from creation. The creator is clean, loves the clean, is beautiful and loves the beautiful.The Prophet is the most beautiful, most merciful and most perfect of creatures. Believers who keep their promises due to their nature and fulfill the orders of Almighty Allah and the Prophet come closer to reach the rank of the Prophet. Although it is narrated that the aforementioned term was first used by Muhyiddin İbn Arabi, the concepts and words mentioned above in the Qur’an constitute the original of the term. However, the term is one of the basic and key concepts of Islamic mysticism. The perfect human being has become famous as a Sufi term, meaning the servant who has been blessed with the manifestations of Allah at every level. The most perfect human being is the Prophet of Mercy. He visually explains all the principles of Sharia and Sufism conveyed in the Qur'an and the Sunnah. Thus, he shows the practice in detail. It is not possible to be perfect without following Him. In order for a person to be perfect, he must do what is necessary to be a servant, together with Allah, the Prophet and the revelation. All the rules and practices of being perfect take place in the Qur'an and Sunnah. Faith and good deeds are the prerequisites of being a perfect believer. Good deeds depend on marifatullah, the purification of the soul and the correctness of worship. The Creator gave man the mind to know himself and the universe and reminded him of this with revelation. The one who understands this best will be the perfect human being. In the true sense, the perfect human being is the Prophet Muhammad. Those who reach this rank are his heirs, awliya. All believers who came after the Prophet have the potential to be perfect human beings. The way to do this is to purify the soul from evil and to be with Allah and the Prophet. In the Qur'an, believers are divided into three classes. These are the ones who oppress themselves, who are in the middle, and who compete in goodness. Almighty Allah uses the expression "great virtue" for those who compete in goodness. He holds the servants responsible for what they can do. Man rises to a perfect position by fulfilling these responsibilities. In the revelation, attention is drawn to the spiritual aspect of man and its positive and negative aspects are introduced. From the moment the servant realizes his weakness, he realizes his responsibility before the greatness of his Lord. Perfect servants don’t do to others what they don’t want to do them. They don’t harm anyone. Their qualities are taqwa, justice, goodness, good deeds, good morals, and helping each other. They focus on gaining the love of Allah and the Prophet by balancing the world and the hereafter. Their goal is neither to achieve heaven nor to escape from hell. The only goal is to please Allah and the Prophet. Almighty Allah gives good news to His perfect servants who compete on this path by protecting the Qur'an and the Sunnah. Knowing the characteristics of the perfect human being pointed out in the Qur'an and presenting them to the understanding of humanity is examined in this research.

Kur’ân-ı Kerim insanı kâmil hale getirerek, Yüce Allah’ı ve Peygamber’i tanıtan bir kitaptır. Yüce Allah insanı ruh ve beden itibarıyla mükemmel yaratıp dünyada kendisine vekil kılmıştır. İnsan fıtrat inancını esas alarak dünyayı imar ve yaratılanlara yardım etmekle görevlidir. İnsan, Allah’ı tanıması ve Peygambere uymasıyla mutluluğun zirvesine ulaşır. Son ilahi vahiy, inananları gerekli kural ve ifadeleriyle kâmil olmasını hedefler. Kemale ermek, gereği gibi inanmak, sâlih amelle pekiştirmek, temsil görevini yapmakla oluşur. İnsan kendisini bilmesi neticesinde Yaratıcısını bilmiş olur. Böyle bir kul Yüce Allah’ın kudreti karşında aczini itiraf eder. Her zaman kendi eksik ve kusurları üzerinde durur. Yaratılıştan sahip olduğu temizliği muhafaza etmesi ve fıtrat inancına sahip çıkması kâmil olmasının işaretidir. Tasavvufta önemli bir yeri oluşturan insân-ı kâmil terimi Kur’ân’da zikredilmese de asıl kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerim’de geçen temiz kalp, fazilet, ihsân, takva, ihlas, Allah korkusu, kalbin titremesi gibi ifadeler insân-ı kâmili işaret eder. Diğer taraftan tasavvuf literatüründe yer alan fenâfillah, zühd ve fakr kavramları da benzer anlamda kullanılır. Yüce Allah’ın, Hz. Peygamberi göndermesi ve O’nu vahiyle desteklemesi, insanlığın yaratılıştan elde ettiği kâmil konumunu korumak içindir. Yaratıcı temizdir, temizi sever, güzeldir güzeli sever. Hz. Peygamber de yaratılanların en güzeli, en merhametlisi ve en kâmil olanıdır. Fıtrat itibarıyla verdiği söze sadık kalarak Yüce Allah ve Peygamberin emirlerini yerine getiren mü’minler onun mertebesine ulaşmaya yaklaşır. Her ne kadar insân-ı kâmil terkibinin ilk olarak Muhyiddin İbnü'l-Arabi tarafından kullanılmış olduğu rivayet edilse de Kur’ân’da geçen ve yukarıda ifade edilen kavram ve kelimeler söz konusu terimin aslını oluşturmaktadır. Bununla birlikte terim İslam tasavvufunun anahtar kavramlarından biridir. İnsân-ı kâmil, Yüce Allah’ın her mertebedeki tecellilerine mazhar olan kul anlamında bir tasavvuf terimi olarak meşhur olmuştur. En kâmil insan Rahmet Peygamberidir. O, Kur’ân ve sünnette aktarılan şeriat ve tasavvufun temel esaslarını açıklar. Böylece fiili uygulamayı en ince ayrıntısına kadar gösterir. Bu yüzden ona uyulmadan kâmil olunması mümkün değildir. İnsanlık imtihan için dünya gönderilmiştir. İnanıp inanmamaları kendi iradelerine bağlıdır. İnanmaları durumunda kâmil seviyesine çıkacaklar, inanmamaları halinde en kötü dereceye düşeceklerdir. Yüce Allah bütün yaratılanlara rahmetiyle tecelli etmekle birlikte, kendisine ve nebisine inanan kimseye dünya ve ahirette yardım edeceğini zikretmektedir. Kâmil olmanın bütün kuralları ve uygulanışı Kur’ân ve sünnete yer alır. İman ve salih amel ise kâmil mü’min olmanın ön koşuludur. Salih amel, marifetullah, nefsin tezkiyesi ve ibadetlerin doğru olmasına bağlıdır. Yaratıcı insana kendini ve kâinatı bilmesi için akıl vermiş ve vahiy ile bunu hatırlatmıştır. Bunu en iyi kavrayan ise kâmil insan olacaktır. Hakiki anlamda insân-ı kâmil Hz. Muhammed'dir. Bu makama erişenler ise onun varisleri veli kullardır. Hz. Peygamber'den sonra gelen bütün inananlar kâmil insan olma potansiyeline sahiptir. Bunun yolu nefsi kötülüklerden arındırmak ve Allah ve Peygamberle beraber olmaktır. Kur’ân’da inananlar üç sınıfa ayrılır. Bunlar, kendine zulmeden, ortada olan ve hayırda yarışanlardır. Yüce Allah hayırda yarışanlar için “büyük fazilet” ifadesini kullanır. O, kulları yapabileceklerinden sorumlu tutar. İnsan bu sorumlulukları yapmak suretiyle kâmil konuma yükselir. Vahiyde insanın ruh yönüne dikkat çekilerek olumlu ve olumsuz yönleri tanıtılır. Kul aczini bilmekle Rabbinin yüceliği karşısında sorumluluğunu anlar. Kâmil konumunda olan kullar kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmaz. Kimseye zarar vermez. Vasıfları takva, adalet, ihsân, salih amel, güzel ahlak, yardımlaşma gibi hasletlerdir. Onlar dünya ve ahireti dengeleyerek Allah ve Peygamberin sevgisini kazanmaya odaklanır. Hedefleri ne cenneti elde etmek ne de cehennemden kurtulmaktır. Tek hedef Allah’ı ve Peygamberi razı etmektir. Yüce Allah, Kur’ân ve sünnete sahip çıkarak bu yolda yarışan kâmil kullarına müjdeler vermektedir. Kur’ân’da işaret edilen kâmil insanın özelliklerinin bilinmesi ve insanlığın anlayışına sunulması bu araştırmanın temel inceleme konusudur.