Sâbir Pârsâ Divanı


Yoldaş K.

KİTABEVİ, İstanbul, 2005

  • Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2005
  • Yayınevi: KİTABEVİ
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Bursa Uludağ Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

Sâbir Pârsâ’nın yaşadığı dönem, tarihde “Duraklama Devri” olarak anılan devrin içerisinde “geçici yükseliş dönemi” diyebileceğimiz parlak bir döneme rastlar. Şairin hayatı ile ilgili olarak kaynaklardan ve Dîvân’ından tespit edebildiğimiz 1653 ile 1680 tarihleri arasındaki 27 senelik zaman diliminde, 1648-1687 yılları arasında 39 yıl saltanatta kalan ve “Avcı Mehmed” lâkabıyla anılan IV.Mehmed (öl.1693) padişahtır. Devrin sadrazamları ise Köprülü Mehmed Paşa (öl.1661), Fazıl Ahmed Paşa (öl.1676) ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır (öl.1683).

Köprülü Mehmed Paşa’nın disiplinli yönetimi sayesinde iç karışıklıklar ve isyanlar bastırılmış, öldükten sonra yerine geçen oğlu Fazıl Ahmed Paşa dışarıda önemli zaferler kazanmış, onun ölümüyle yerine geçen Köprülü Mehmed Paşa’nın damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da bu zaferlere yenilerini eklemiştir. Yaklaşık 30 yıl süren bu “geçici yükseliş dönemi”, 1699’da İkinci Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması ile yerini “Gerileme Devri” ne bırakır.

Fazıl Ahmed Paşa’nın 1664’de Uyvar Kalesi’ni fethi, 1669’da Kandiye Kalesi’ni fethi, 1672’de padişahın da katıldığı başarılı Lehistan seferi ve Kamaniçe Kalesi’ni fethi ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1678’de Çehrin Kalesi’ni fethi Sâbir Pârsâ Dîvânı’na yansıyan zaferlerdir.

                XVII.yüzyıl, Osmanlı toplumu için siyasî ve sosyal yönden sıkıntılı olmakla birlikte edebî ve kültürel yönden oldukça verimli ve başarılı bir dönem olmuştur. Siyasî ve askerî alandaki duraklama sanat alanında görülmez. Bilakis klasik Türk edebiyatı bu yüzyılda kabuk değiştirmiş, gelişme ve ilerleme kaydetmiştir. Klasik Türk şiirinde duygunun yanında düşünce ve hikmetin yoğun bir şekilde kendini hissettirmesinde; Hint üslûbu ve hikemî tarzın etkili olmasında,  sanatçıların yenilik arayışı ve başka sebeplerin yanısıra, bu yüzyıldaki doğal ve sosyal âfetlerin de rolü olduğu kanaatindeyiz. Bu yüzyılda Türk edebiyatı konu ve üslûp bakımından zenginleşmiş, yenilenmiştir.   Yüzyılın önemli şairleri, Nef’î (öl.1635), Şeyhülislâm Yahyâ (öl.1644), Fehîm-i Kadîm (öl.1648), Nâ’ilî (öl.1666), Neşâtî (öl.1674), Sâbir Pârsâ’dan önce vefat etmişlerdir. Nâbî (öl.1712) onun çağdaşıdır. Neşâtî, Sâbir’in amcası ve hocası Ağa-zâde Muhammed Dede’nin talebesidir.

Sâbir Pârsâ, bir Mevlevî şairidir. Amcası Ağa-zâde Muhammed Dedenin ölümünden sonra, onun  yerine Gelibolu Mevlevî-hânesi şeyhi olmuştur. 1665 yılında sema ayini yasaklanınca Şeyhülislâm Minkârî-zâde Efendinin etkisiyle şeyhliği bırakıp medreselerde ders vermeye başlamış, çeşitli yerlerde kadılık yapmıştır. Bu yüzden bazı Mevlevî kaynaklarında tenkit edilir. XVII.yy.’da yaygınlaşan Hint üslûbu ve hikemî üslûpta şiirler yazan Sâbir Pârsâ’nın, Dîvân’nından başka Gül ü Nev-rûz mesnevîsi ve Îsâgûcî Şerhi adlı bir mantık kitabı vardır.

İstanbul Kütüphaneleri Türkçe Yazma Dîvânlar Kataloğu’nda üç nüshasından söz edilen Sâbir Pârsâ Dîvânı’nın, Millî Kütüphane mikrofilm arşivinde ve Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi’nde birer nüshasını daha bularak toplam beş nüshadan karşılaştırmalı metnini hazırladık. İleride yapılacak dil ve muhteva incelemelerine katkıda bulunmak amacıyla Dîvân’ın tamamının dizinini çıkardık ve sonuna ilave ettik. Son yıllarda yapılan dîvân tahlili çalışmalarının hayli artmasından dolayı, tekrara düşmemek için, böyle bir çalışma yerine, Dîvân’da yer alan şiirleri şekil ve muhteva yönünden inceledik. İnceleme kısmında bu şiirlerin nazım şekilleri, vezin ve kafiyelerinin dökümünü yaparak tablolar halinde gösterdik. Dil ve anlatım özelliklerini hülasa ettiğimiz şiirlerin, muhtevasında dikkati çeken yönleri nazara vermeye çalıştık.

Karşılaştırmalı metinde, Dîvân’da bulunan Farsça 1 kaside, 1 tarih, 40 gazel, 1 kıt’a, 2 rubaî ve 1 matlaın çevriyazılı metinlerini verdik. Bu şiirlerin okunuşunda, kelimeleri Farsça asıllarından uzaklaştırmadan, Türkçe’ye de en yakın bulduğumuz Ferheng-i Ziya adıyla tanınan sözlüğün fonetiğini esas aldık.