Sünnette Rüya


Dr. Öğr. Üyesi SERKAN BAŞARAN

Tez Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri, Türkiye

Tez Danışmanı: Hayati Yılmaz

Tezin Onay Tarihi: 2003

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

İslam alimleri öncelikle rüyaları özelliklerini dikkate alarak tasnif etmişlerdir. Onlar, rüyaların çeşitleri konusunda muhtelif rakamlar zikretmişlerse de rüyaların, temelde anlamlı ve anlamsız olmaları bakımından sadık ve batıl olmak üzere ikiye ayrılacağını söylemişlerdir. Rüyaların sadık veya batıl olduğunu belirlemede, görenin yaşadığı sevinç, korku veya endişe gibi duygular yardımcı unsurlar olsalar da yegâne belirleyici unsurlar değildir. Çünkü bazı ikaz içerikli sadık rüyaların korkuttuğu veya endişeye sebep olduğu bilinmektedir. Hz. Yusuf un yorumunu yaptığı Mısır hükümdarının rüyası bunun en güzel örneğidir.

Psikologlar ve Mutasavvıflar rüyadan istifade ederek, kurdukları metotlarda ona yardımcı bir rol vermişlerdir. Psikologlar rüyayı, insanın iç dünyasını ve yaşamakta olduğu ruhsal durumu keşfetmekte kullanırlarken, mutasavvıflar da seyri sülukta varılan aşamaları, gelinen noktayı anlamakta ve nefsin mertebelerini görmekte rüyayı kullanmaktadırlar.

Bir başka konu ise rüyanın bilgi değeri ile ilgilidir. Rüyanın bilgi edinme yollarından biri olarak kabul edilebilirliği daha çok mutasavvıflar ve usulcüler arasında tartışılmış bir konudur. Mutasavvıfların bilgi edinme yollarından biri olarak kabul ettikleri rüyalar, keşf dediğimiz bir haldir. Ancak rüya, sunduğu bilginin dilini ve taşıdığı hükmün derecesini inceleme imkânı vermemesinden, üstelik bu bilgiyi aktaranın o anki durumunun tespit edilememesinden ve başka sebeplerden dolayı, şer’i bir delil değildir ve üzerine bir hüküm bina edilip bunun herkesi bağlayıcı olduğu söylenemez. Bu durumu, görülen rüyanın sadık olması, peygamberliğin bir cüz’ü sayılması ve de görülen rüyada, Hz. Peygamber’in bir hüküm bildirmesi de değiştirmez. Çünkü rüya gören, uyku dediğimiz teklifi ortadan kaldıran bir hali yaşamaktadır. Bu haldeyken Hz. Peygamber’i görse, onu bir şeyi yapmakla mesul tutsa veya şer’i ahkamın onu mükellef kıldığı bir durumdan onu muaf tutsa, bu rüya birkaç kez tekrarlansa bile buna göre amel edilmesi mümkün değildir. Ancak rüya ile şer’i ahkâma aykırı olmamak kaydıyla kişinin kendisinin amel edebileceği söylenebilir.

 

Rüyalar, bilgi vermek bakımından kendine özgü bir yapıya sahiptirler. Şüphesiz rüyalar bilimsel veya dini anlamda genel-geçer bilgiye kaynaklık edemez; ancak rüyaların, görene ait bilgiler ihtiva ettiği, konu hakkında bilgi sahibi herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Nitekim bilgi-rüya ilişkisi hakkında ortaya konan açıklama ve tartışmalar bir anlamda rüyaların ne tür bilgiler verebileceğinin de kanıtlarıdır. Bu açıklama ve tartışmalarla yapılmak istenen rüyaların görene ait verdiği bilgilerin öznelliğini vurgulamaktır; yoksa, rüyaların hiçbir bilgi değeri olmadığını söylemek değildir.

İnsanların, rüyada gördükleri nesnelerin ve davranışların anlamları hakkında genellikle bu konuda bilgi veren kitaplara müracaat ettikleri görülmektedir. Bu sebeple birçok yayınevinin rüya tabirleri adı altında, oluşan rağbeti değerlendirmeye dönük eserler yayınladıkları görülmektedir. Bu eserlerin büyük bir kısmı, rüya tabiri ilminde bilgi sahibi alimlerin ya kendi eserleri veya bu kitaplardan derlenerek oluşturulmuş çalışmalardır. Ancak kime dayanıyor olursa olsun rüyada görülen şeylerin anlamını öğrenmek amacıyla bu tür kitapların, rüya görenler tarafından bir sözlük gibi kullanılması yanlıştır. Çünkü bunlar, rüya görenlerin kendi başlarına gördükleri rüyaları tabir için kullanabilecekleri eserler değildir. Alimlerin bu eserleri yazmalarından maksat, belli bir ilmî birikim ve tabir salahiyeti bulunan kimselere öncülük etmektir. Bundan dolayı rüyalar bu konuda bilgi ve beceri sahibi kimseler bırakılıp bu tür eserlere müracaat edilerek yorumlanmamalıdır.

Rüyanın içeriğindeki bazı misaller, rüyaya farklı bir değer ve anlam katmaktadır. Allah’ın (c.c) ve Hz. Peygamber’in görüldüğü rüyalar, bunların başında gelmektedir. Ancak konu hakkındaki hadisler ve bu tür rüyaların çeşitli şekillerde görülüp anlatılması, bazı tartışmaların yapılmasına sebep olmuştur. Allah’ın (c.c) rüyada görülmesi hakkında dikkate değer tartışmalar söz konusu değilken Hz. Peygamber’in rüyada görülmesiyle ilgili rivayetlerin içerdiği farklı anlamlar ve lafızlar, alimlerin farklı görüşler ileri sürmelerine sebep olmuştur. Fakat her halükârda Hz. Peygamber’in misalinin, şeytan tarafından taklit edilmesinin mümkün olmadığı herkes tarafından kabul edilmektedir.

Öte yandan birçok kişi Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü iddia etmektedir. Hatta bunlardan bazılarının, Hz. Peygamber’i hadislerde geçen şemailine aykırı sıfatlarla gördükleri anlaşılmaktadır. Öncelikle, Hz. Peygamber’in konu olduğu rüyaların sadık rüyalar sınıfına girdiğinin altı çizilmelidir. Ayrıca O’nun (s.a.v) sıfat ve şemailiyle görüldüğü rüyaların, her Müslüman’ın görmeyi arzu edeceği sadık, kıymetli ve üstün rüyalar olduğu bilinmelidir. Ancak rüyada her görülenin Hz. Peygamber olmadığı da bilinmelidir. Bu görmenin doğruluğu ise, rüyada görülenin sıfatları ile Hz. Peygamber’in hayattayken taşıdığı özellikler arasında yapılacak bir kıyaslamayla mümkündür. Şayet görülen vasıflar Rasulullah’a yakışmayan hal ve durumlar ise bu rüyada görülenin Hz. Peygamber olmadığı bilinmelidir. Ancak ikaz içerikli bu sadık rüyanın da sahibi tarafından, bu sahada ilmine güvenilir kimselere sorulması ve buna göre kişinin ameli veya itikadi yanlışlarını düzeltmeye çalışması gerekir.

Diğer taraftan rüyada görülen imgeler kadar rüyayı görenin içinde bulunduğu durum, tabiat ve ruh hali de yorumu etkilemektedir. Rüyayı yorumlayacak olan kimse tüm bu durumlar hakkında bilgi sahibi olmalı, ayrıca, bu ilmin istediği kabiliyete de sahip olmalıdır. Çünkü rüya tabiri ilmi aynı zamanda bir mevhibedir.

Diğer bir husus ise, rüyasını anlatan kişiye karşı sergilenmesi gereken yaklaşımla ilgilidir. Öncelikle yorumcu, kendisine anlatılan rüyanın anlamını tespit edemezse en azından güzel ahlakın gereği susmalı ve rüya sahibine hayır temennisinde bulunulmalıdır. Rüyanın kötü olduğu düşünülürse, yine hayır dua edilip kötü bir yorum yapmaktan kaçınmalıdır. Çünkü yapılacak bu tür bir yorumun, görenin ruh hali üzerinde olumsuz etkiler bırakması kuvvetle muhtemeldir. Zira Hz. Peygamber’in kötü rüyanın anlatılmasını yasaklaması veya her rüyanın hayırla yorumlanmasını tavsiye etmesinde yatan gerçek sebep psikolojik unsurlardır. Bu unsurları göz ardı eden bazı alimler, rüyanın nasıl yorumlanırsa öyle gerçekleşeceğini düşünmüşlerdir.

Kur’ân’da ve sünnette mevcut olan rüya yorumları, rüyanın kendine has bir dilinin olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu dil, rüyada görülen şeyler ve rüyayı görenin durumuna göre değişmekteyse de rüya yorumunda bu iki unsur göz önüne alınarak asla kopuk ve anlamsız akla hayale gelmeyecek yorumlara gidilmemelidir. Rüyanın anlaşılmadığı zamanlarda, güzel ahlakın gereği olarak susulmalı, rüyayı görene hayırlı temennilerde bulunulmalıdır.

Hz. Peygamber’in kendi döneminde yaptığı yorumlardan, rüyaların geleceğe ait bilgiler içerebileceği görülmektedir. Bu tür rüyalar ikaz veya müjde içerikli sadık rüyalardır. Ancak bu tür sadık rüyalar görmek insanın nefsi konumuyla doğrudan ilgilidir. Ashap, Hz. Peygamber (s.a) tarafından terbiye edilmiş insanlar olduğundan, bu tip rüyalar görmüş olmaları normaldir. Rüyanın önemi inkar edilemeyeceğine ve ondan gafil olmaktan hiçbir menfaat sağlanamayacağına göre, rüyalar dikkate alınmalı berrak rüyalar görüp istifade etmek için nefis berraklığı sağlanmalıdır. Hiçbir güzel nimet belli bir külfet olmadan kendiliğinden bahşedilmez.

Rüyalarla ilgili rivayetler genel bir bakış açısıyla değerlendirilecek olursa “Rüya Bilinci” olarak isimlendirebileceğimiz kapsamlı ve detaylı bir çerçevenin ortaya çıktığı rahatlıkla söylenebilir. Rüya görenin duruma göre neler yapması gerektiği, rüyanın neye göre ve nasıl yorumlanması gerektiği, ayrıca rüyanın insan hayatındaki değeri Hz. Peygamber’in detaylı bir biçimde izah ettiği konulardır. Tüm bu birikimden rüyanın insan üzerinde hem yapıcı hem de yıkıcı boyutlarda tesirli olabileceği açıklıkla anlaşılmaktadır.