Sağlık İ. (Yürütücü), Aksoy S., Aksoy F.
TÜBİTAK Projesi, 1002 - Hızlı Destek Programı, 2025 - 2025
Hepatit B (HBV), küresel sağlık problemlerinden biri olan
Hepatosellüler karsinom’un (HCC) en yaygın etiyolojik sebebidir. Tanının
gecikmesi ve tedavi seçeneklerinin sınırlı olması nedeniyle HCC’nin mortalitesi
yüksektir. Dolayısıyla kronik hepatit B’nin ve bu süreçte dokuda meydana gelen
moleküler değişikliklerin anlaşılması HBV-ilişkili HCC’nin önlenmesi ve
tedavisi için önemlidir. Günümüzde,
özellikle siroz zemininde gelişen, lokal veya uzak metastazı olmayan HCC
hastalarının tedavisinde ortotopik karaciğer nakli (orthotopic liver
transplantation: OLT) uygulanmaktadır. Ancak nakil sonrası nüks, bu zor ve
maliyetli tedavinin başarısını azaltan ve prognozu kötüleştiren önemli bir
faktördür. HBV enfeksiyonunun HCC hücrelerindeki agresifliği veya yayılımı
arttırdığı dolayısıyla prognozu da olumsuz etkilediği düşünülmektedir.
Kurumumuz, Ülkemizde karaciğer nakli yapılan başlıca merkezlerden
biridir ve bu alanda çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. 2018 yılı
itibariyle ekibimizin çalışmaları, HBV-ilişkili siroz zemininde HCC gelişen
hastalarda OLT sonrası nüks gelişiminde rol oynayabilecek moleküler
mekanizmaları araştırmaya odaklanmıştır. Bu amaçla bu vakalarda mikroRNA'lar
(miRNA), uzun kodlamayan RNA'lar (LncRNA) dahil olmak üzere kodlamayan RNA'lar
(ncRNA) ve karsinogenez ile ilgili sinyal yolakları incelenmiştir. İlk
olarak, HBV ilişkili olan ve nakil
sonrası beş yıllık takip süresince nüks gelişen beş hasta ile nüks gelişmeyen
43 hastanın karşılaştırıldığı çalışmamızda, nüks olan hastalarda miR-21’in
aşırı ekspresyonunun prognoztik bir gösterge olduğu belirlenmiştir. Daha sonra, 2019 yılında
vaka sayısı ile incelenen parametreler arttırılarak yeni bir proje yazılmış ve
araştırma “2019 Gilead ile Hayat Bulan Fikirler” kapsamında desteklenmiştir. Bu proje kapsamında HBV ve HCV ilişkili siroz zeminde
gelişen HCC vakaları çalışmaya dahil edilmiş, nakil sonrası nüks gelişen 20,
nüks gelişmeyen 112 vaka olmak üzere toplam vaka sayısı 132’ye çıkartılmıştır.
Bu ikinci projemizde, OLT sonrasında nüks gelişen HCC hastalarının primer
tümörleri ile takiplerinde nüks gözlenmeyen hastaların primer tümörleri
arasındaki farklılıkların ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda tümör
dokusunun invazyon, migrasyon ve epidermal mezenkimal geçiş (EMT) süreçlerinde
rol oynayan sinyal yolaklarında görev alan ncRNA’ların ekspresyon profilleri
analiz edilmiştir. Kırk sekiz vaka ile başladığımız ilk çalışmamızda 22 farklı
miRNA arasından, nüks gelişimi ile ilişkili bulunan miR-21, bu 132 vakalık
seride de araştırılmış ve yeni hasta
grubunda da nüks gelişen tümörlerde nüks gelişmeyen tümörlere göre daha yüksek
düzeyde eksprese olduğu görülmüştür. Ayrıca LncRNA’lardan MALAT1’in ekspresyonu
nüks eden vakalarda daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte MALAT1
ekspresyonunun, HCV nedenli HCC’lerle karşılaştırıldığında HBV nedenli
HCC’lerde daha yüksek olması dikkat çekicidir. Ek olarak MALAT1’in mTOR ile
de pozitif korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmamızda, PVT1 ve SNGH16
nakil sonrası nüks gelişimi ile ilişkilendirilen diğer LncRNA’lardır. PVT1, EMT
belirteçlerinden TWIST ekspresyonu ile korelasyon, SNGH16 ise MEK yolağında yer
alan ERK1 ile pozitif korelasyon göstermiştir. Elde edilen veriler “Development
of Novel Scoring System for The Prediction of Hepatocellular Carcinomas
Recurrence Following Liver Transplantation” başlığı ile International Congress
of ILTS, ELITA, and LICAGE’de sunulmuştur.
Hasta-tabanlı çalışmalarımızda elde ettiğimiz verilerin literatüre sunulmadan önce hasta özelliklerini taklit eden in-vitro modellerde analiz edilerek desteklenmesi gerekmektedir. Bu model, çalışmamızın bulguları güncelliğini ve özgünlüğünü korurken literatürde paylaşılmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca araştırma, HBV’nin hücre içi replikasyon dögüsünün dinamiklerinin, antijenik proteinlerinin ekpresyonunun ve onkojenik mekanizmalara etkisinin incelenmesi için kullanılacak olup gelecekteki çalışmalarımıza da temel oluşturacaktır. Bu kapsamda planlanan projede, HBV ilişkili HCC tümör özeliklerini yansıtan standart bir in-vitro modelin oluşturulması ve hasta-tabanlı çalışmalarımızda anlamlı bulunan biyobelirteç adaylarının (miR-21, PVT1, MALAT1 ve SNGH16) bu modelde analiz edilmesi amaçlanmaktadır.
Proje kapsamında öngörülen faaliyetler başarıyla yürütülmüş ve
öngörülen etkilerin oluşturulmasına önemli ölçüde katkı sağlanmıştır.
Çalışmalar sonucunda elimizde NTCP plazmitleri ve HBV enfeksiyonunu
modelleyebileceğimiz hücre kültürü sistemi bulunmaktadır. Bu durum, HBV enfekte
HCC’de ncRNA’ların ekspresyonu, işlevleri ve düzenlenmesi ile ilişkilerinin
daha kapsamlı araştırılmasına imkan tanımaktadır.
Proje ile ayrıca, miR-21 ve SNHG16 genlerinde anlamlı farklılık bulunmamasına rağmen, MALAT1, HULC ve PVT1 genlerinin ekspresyon düzeylerinin belirgin şekilde arttığı gösterilmiştir. Bu bulgu, HBV’nin özellikle bazı lncRNA’lar üzerinden hepatokarsinogenez sürecini tetikleyebileceğini ortaya koymuştur.
Scratch testi ve klonojenik analiz sonuçları,
HBV enfeksiyonunun hücre göçü ve proliferasyonu artırdığını ortaya koymuş, bu
da HBV’nin tümör progresyonunu hızlandırabileceğine işaret etmiştir. Bu
deneysel bulguların klinik anlamı özellikle organ nakli sonrası nüks riskinin
açıklanması açısından önemlidir.
Bulgular, organ nakli sonrası nüks riski
yüksek hastaların önceden belirlenmesine, böylece donör organların daha verimli
kullanılmasına ve tedavi başarısının artırılmasına doğrudan katkı sağlamaktadır.
Proje çıktılarının yüksek atıf potansiyeli taşıyacağı Q1 nitelikli
dergilerde yayınlanabileceği ve öngörülmektedir. Ayrıca elde edilen veriler,
19-23 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 8.Ulusal Klinik
Mikrobiyoloji Kongresi’nde paylaşılacaktır. Bunların yanında, qPCR tabanlı tanı kitleri ve ncRNA
inhibitörleri gibi non-invaziv biyobelirteç temelli ürünlerin geliştirilmesine
zemin hazırlanmıştır. ncRNA’ların potansiyel ilaç hedefi olarak
değerlendirilmesi ile yeni tedavi stratejilerinin oluşturulmasına katkı
sağlanmıştır.